Gecenin getirdiği yarı ölümlerin de huzursuzlukları zifiri
olur. Dirilmenin getirisi gibi görünse de kopmamış bağlantıları esner ölümün
uzun yolculuğuna çıkmış olan ruhun, bedenden. Yırtılır kimisi, kimisi parçalanır.
Omuzlarından yukarı doğru, ayağına ağırlık bağlanmış bir kukla gibi asılı
hissettirir kendini. Bazı insanlar o yüzden bayılır yıldızları ve ayı izlemeye.
Parlak şeylere bakmaktan rahatsız olanların tercihi gece ve onun sonu olan güneşin
yaratığı gündüz; onların dansı sırasında fuzuli geçmişler ve gelecekler
yaratmaya çalışan insanlar. Kalanı dayanamaz parlaklığa, bir kukla yukarıya
baktığında ışık görür sadece, varoluş amacını aramanın tek getirisi, geçici
körlüktür.
Móti Ragnarokum
21 Şubat 2018 Çarşamba
28 Ocak 2016 Perşembe
OLAPIRETA PI BOLAPE TURBS
Siyah... Karanlık en iyi ağrıkesici.
Umudun rengi, kalbiminde tekerrür eden. beyaz nedir ki siyahsız, seneler sonra ben en fazla; Gökyüzünden ya da yerden izlediğim dünyanın rengi belki mi?
Dünyaya ya da hayata bir külfet midir ruh, yoksa tanırısı mı? Mantığa kafir hayallerde boğulup gitmek nefes almak mı?
Öyleyse nedir özgürlük? Kanatlarımızı kalp mi çırpar? Kalpsiz insanlar nasıl eritir çeliklerini? En büyük köle, en güçsüzü değil.
"Bugün hiçbir şey getirmedi, yarın sonsuzluk."
Umudun rengi tenimde hissettiğim. Uzaksın varlığın septikse de. Uzaklık tenimin rengi.
Hiç dokundun mu siyaha? Partiküllerde feramonlar fısıldadı mı?
Umutsuzluk karanlık. Umut simsiyah. Olani oxmarch, oiad.
Umudun rengi, kalbiminde tekerrür eden. beyaz nedir ki siyahsız, seneler sonra ben en fazla; Gökyüzünden ya da yerden izlediğim dünyanın rengi belki mi?
Dünyaya ya da hayata bir külfet midir ruh, yoksa tanırısı mı? Mantığa kafir hayallerde boğulup gitmek nefes almak mı?
Öyleyse nedir özgürlük? Kanatlarımızı kalp mi çırpar? Kalpsiz insanlar nasıl eritir çeliklerini? En büyük köle, en güçsüzü değil.
"Bugün hiçbir şey getirmedi, yarın sonsuzluk."
Umudun rengi tenimde hissettiğim. Uzaksın varlığın septikse de. Uzaklık tenimin rengi.
Hiç dokundun mu siyaha? Partiküllerde feramonlar fısıldadı mı?
Umutsuzluk karanlık. Umut simsiyah. Olani oxmarch, oiad.
14 Temmuz 2015 Salı
Chimera...
Seni sen yapan şeydi değil mi yaşanmışlık? Deneyim'di gözlerini açan. O kadar çok insan türedi ki şimdi "gözlerini açan", bir ben kaldım kör karanlığımın yankılı sesleriyle.
Cahil olduğum için değil mi?
Hayır hayır, kesinlikle deneyimsizlik...
Renkleri sayabiliyorum aslında, sayıları da.
Yanılmıyorsam 13 gece kabus lanetlemişliğim var düş kapanlarından önce...
Halbuki insan doluydu etrafım... Bana güzel şeyler söylerlerdi... Arkadaş, kardeş, dost... Aynı sokakta ölen hayvanların evde "besledikleri" kuzenleri için söyledikleri gibi.
Çark daha az takılmaya başladı engellere... Boğulmak için denizlerde, vakit yeterli elimizde.
Ben deniz olmuşken sen o kadar derinlerdesin ki... Metrelerce üzerinde gelen güneş ışıkları gözünü kamaştırıyor hala bakıntığında.
Gökyüzü zıt yönde..
22 Nisan 2015 Çarşamba
Terminus.
Kelimeler zihnimde düğümlenir oldu, sonunda zehir çiçek açtı ellerimde. En yakın dostum penumbra, dinlemez oldu beni. Neden terk etti beni ay ışığı? Neden yalnız bıraktı şarabı yanımdaki? Sadece yanımsama bir yansımaydı umut, terk etti.
En büyük paranoyamdı paranoyasızlık, sızım ağır ve çekilmez artık. Düşler gitmezdi zihnimden, gelmez oldu zamanla. Kör'e armağan oldu boş bakan gözler; külüstürden öteye gidemeden yaptığı saatler. Zaten ona göre değildi yaratmak; yaramak, yaralamak ve karşı çıkmak yaradılışa bir kara delik gibi.
Avunmaya çalışmak o kadar yersiz ki... Gidebileceğim yerdeyim. Yolun sonu. Zamanın silahlarından yıllar bitirdi beni. Kum fırtınasında bir kum tanesi, ne yazar ki eksilse.
Arkanı dönüp git. Yok et. Gözyaşı dökmek yersiz, hatıra almak...
Kapandı geçtiğim kapılar.
buzul kucaklama...
sönsün mum
En büyük paranoyamdı paranoyasızlık, sızım ağır ve çekilmez artık. Düşler gitmezdi zihnimden, gelmez oldu zamanla. Kör'e armağan oldu boş bakan gözler; külüstürden öteye gidemeden yaptığı saatler. Zaten ona göre değildi yaratmak; yaramak, yaralamak ve karşı çıkmak yaradılışa bir kara delik gibi.
Avunmaya çalışmak o kadar yersiz ki... Gidebileceğim yerdeyim. Yolun sonu. Zamanın silahlarından yıllar bitirdi beni. Kum fırtınasında bir kum tanesi, ne yazar ki eksilse.
Arkanı dönüp git. Yok et. Gözyaşı dökmek yersiz, hatıra almak...
Kapandı geçtiğim kapılar.
buzul kucaklama...
sönsün mum
10 Aralık 2012 Pazartesi
Tristitia
Yeniden ihanet.. Dünya değişsede sabit kalıyor karanlık.. Güneş bulutların arkasından çıkıp kör ediyor gözünü ve açtığında kar..
Keman yine violonsele bıraktı yerini.. Davullar sustu, ziller ters çalıyor yeniden. Kalp atışlarım boğazımda düğümlenip kalmamalı nefes alırken. Boğulup ölmemem lazım ağır piano akorları arasında..
Korkuyorum yeniden. Korkuyorum gözlerimi kapatınca yaşlar akacak diye.. Elimde tek kalan bir parça kağıdım uçup gidecek ve hiçbir zaman seni bulamayacak diye.. Hiç bir zaman bırakmadım biliyor musun, ne seni ne sigarayı ne de içkiyi.. Hepiniz beraber o kadar güzel bir aile oldunuz ki bana.. Hakkınızı parayla ödedim.
Güneş gibisin biliyor musun? Yazın kör edip, kışın vakit veriyorsun bana kanıma işleyebilmek için.
Bağımlın değilim. Hayır. İsteklerimi kontrol edememek benim suçum. Zayıf ve kontrolsüzüm yine değil mi.. Senden bir yudum daha aldıkça daha da zayıflaşacağım. Bu halim eserdir. Başyapıt. Size ait.
Gece yıldızlar görünmüyor atık biliyor musun? İsim veremiyorum olduğum yere ay olmadan. Parmaklarım arasındaki çizgiler.. Yardımcı olmuyorlar, yüzümü kapatınca bile ellerimle, sizi görüyorum.
Kulaklarım bana oyun oynamaya başladı yine biliyor musun?.. En sevdiğim oyunu.. Rüzgar. Rüzgar yine sayıklıyor uykusunda duyuyor musun?
Ben yeniden ben oluyorum biliyor musun? bir şarkı üstüne başka bir şarkı. Zaman biterken çalan şarkının en ölümcül notası çınlıyor kulaklarımda. Aynı sahne duruyor önümde zaman gibi hareketsiz.
Geri geldin değil mi sevgilim? Beklediğimi biliyorsun. Unutmamışsın oyunlarımı, yıldızların yerini. Geri geldin biliyorum. Damarlarımdaki kan biliyor geldiğini. Gittiğinde bıraktığın nota çalıyor yine kulaklarımda. Gözlerim kapanmayacak bu sefer sevgilim. Bu sefer.. gözlerim..
Keman yine violonsele bıraktı yerini.. Davullar sustu, ziller ters çalıyor yeniden. Kalp atışlarım boğazımda düğümlenip kalmamalı nefes alırken. Boğulup ölmemem lazım ağır piano akorları arasında..
Korkuyorum yeniden. Korkuyorum gözlerimi kapatınca yaşlar akacak diye.. Elimde tek kalan bir parça kağıdım uçup gidecek ve hiçbir zaman seni bulamayacak diye.. Hiç bir zaman bırakmadım biliyor musun, ne seni ne sigarayı ne de içkiyi.. Hepiniz beraber o kadar güzel bir aile oldunuz ki bana.. Hakkınızı parayla ödedim.
Güneş gibisin biliyor musun? Yazın kör edip, kışın vakit veriyorsun bana kanıma işleyebilmek için.
Bağımlın değilim. Hayır. İsteklerimi kontrol edememek benim suçum. Zayıf ve kontrolsüzüm yine değil mi.. Senden bir yudum daha aldıkça daha da zayıflaşacağım. Bu halim eserdir. Başyapıt. Size ait.
Gece yıldızlar görünmüyor atık biliyor musun? İsim veremiyorum olduğum yere ay olmadan. Parmaklarım arasındaki çizgiler.. Yardımcı olmuyorlar, yüzümü kapatınca bile ellerimle, sizi görüyorum.
Kulaklarım bana oyun oynamaya başladı yine biliyor musun?.. En sevdiğim oyunu.. Rüzgar. Rüzgar yine sayıklıyor uykusunda duyuyor musun?
Ben yeniden ben oluyorum biliyor musun? bir şarkı üstüne başka bir şarkı. Zaman biterken çalan şarkının en ölümcül notası çınlıyor kulaklarımda. Aynı sahne duruyor önümde zaman gibi hareketsiz.
Geri geldin değil mi sevgilim? Beklediğimi biliyorsun. Unutmamışsın oyunlarımı, yıldızların yerini. Geri geldin biliyorum. Damarlarımdaki kan biliyor geldiğini. Gittiğinde bıraktığın nota çalıyor yine kulaklarımda. Gözlerim kapanmayacak bu sefer sevgilim. Bu sefer.. gözlerim..
11 Aralık 2011 Pazar
Prometheus'un Laneti
Bağımrak.. Ciğerlerin parçalanana kadar bağırmak fısıldarken.. Ölen bir yıldız gibi titrek ellerinden çıkan kelimeler fısıltı olsa bile güçsüz düşmüş düşüncelerden.. Kanın parçalanıyor biliyor musun kan çekince.. Ölene kadar vurmak istiyorsun yerde yardım için can çekişen kanına..
Bir el uzanıyor gözyaşından kör olmuş gözlerinin önüne.. Ne zaman tutsan kaldırdığı gibi başka bir kor denizi sevgiyle kucaklıyor seni donmuş düşüncelerinden çekip alır gibi.. Yaratırken ateşi nefesini bırakmak istemiyorsun.. Verebileceğin tek hediye da yakarken yardım ettiklerini, yaşamak kadar anlamsız geliyor ölüm.. Yaşarken ölmek ne kadar kolaysa.. Nihilist yanın bıçaklıyor seni, realist yanın kanıyor.. Kanatların, hiç çıkmamış kanatların, içine doğru paramparça ediyor ciğerlerini, sigaranın dumanı serbest kalıyor damarlarından..
Bir nefes daha almak istiyorsun sadece yenilmemek için yaşama.. Kükürt solurken ne kadar alabilirsen zaferi.. Sahada kalan son kardeşin acımasızca duymazdan geliyor kan kusan ağzından çıkan sözleri..
"ne olur... öldür..."
Azrail gelmiyor işkencenden zevk alarak.. Hareket edemezken yattığın yerde kanlar içinde açlık bile öldürmüyor seni.. Senelerce yaşıyorsun kapanmadan yaralar.. Hiçbir yanından geçen parçalanmış göğsünün içinde göremiyor kalbini, sen parçalarına ulaşmaya çalışırken tek kalan parmağınla.. Ne adın var savaş zaiyatlarında, ne de adını hatırlayan.. Bilmediğin o suretin kelimeleri yankılanıyor aklında.. "Kalk! Ayağa kalk!! Acısız öleceğimize biz kalk ve acıyla yaşa!".
Bir el uzanıyor gözyaşından kör olmuş gözlerinin önüne.. Ne zaman tutsan kaldırdığı gibi başka bir kor denizi sevgiyle kucaklıyor seni donmuş düşüncelerinden çekip alır gibi.. Yaratırken ateşi nefesini bırakmak istemiyorsun.. Verebileceğin tek hediye da yakarken yardım ettiklerini, yaşamak kadar anlamsız geliyor ölüm.. Yaşarken ölmek ne kadar kolaysa.. Nihilist yanın bıçaklıyor seni, realist yanın kanıyor.. Kanatların, hiç çıkmamış kanatların, içine doğru paramparça ediyor ciğerlerini, sigaranın dumanı serbest kalıyor damarlarından..
Bir nefes daha almak istiyorsun sadece yenilmemek için yaşama.. Kükürt solurken ne kadar alabilirsen zaferi.. Sahada kalan son kardeşin acımasızca duymazdan geliyor kan kusan ağzından çıkan sözleri..
"ne olur... öldür..."
Azrail gelmiyor işkencenden zevk alarak.. Hareket edemezken yattığın yerde kanlar içinde açlık bile öldürmüyor seni.. Senelerce yaşıyorsun kapanmadan yaralar.. Hiçbir yanından geçen parçalanmış göğsünün içinde göremiyor kalbini, sen parçalarına ulaşmaya çalışırken tek kalan parmağınla.. Ne adın var savaş zaiyatlarında, ne de adını hatırlayan.. Bilmediğin o suretin kelimeleri yankılanıyor aklında.. "Kalk! Ayağa kalk!! Acısız öleceğimize biz kalk ve acıyla yaşa!".
16 Mart 2011 Çarşamba
"git..."
Fısıltı rüzgarları.. Çok üşürken bana soğuğu hatırlatan ay gibi karanlık göremediğin yüzümün gölgesi.. Duymak istediklerim.. Duymam gerekmeyen şeyler gibi alttan kaçmaya çalışan ses dalgarındaki nefesim.. Kaçmak isteyip saplandığın dikenler güllerin..
Artık boğuluyorum.. Bütün sıfatının arkasından gelecek her kelime belirsiz bir öncekine göre.. Kaos, düzensizlik, dağınık, paramparça düşünceler... düzenim oldular. Artık tanıyamıyorum kendimi.. Çevremdekilerden bulamıyorum çıkartamıyorum.. Maskeler gibi düşünceler de.. Çıkaramıyorum kafamdan.. Çığlıklarım artık kimseye bir şey ifade etmiyor.. Anlıyorsun belki.. Belki çok geç..
İsteklerim ruhumu satmaktan farksız.. Şeytan bile reddediyor artık.. Savaşın çığlıklarının ardından çöken sis.. Sükunet.. Huzur.. Parçalanmış kollarıma hiçbir şey ifade etmiyor artık.. ya da olmayan bacaklarıma.. Fısıldayan rüzgar.. Ay gibi karanlık her şeyin gerçek yüzü..
Susmuyor bir türlü işte. Susmuyor rüzgar. Duymak istemediğim herşey kazındı yine beynime. Olmayan gözlerim doluyor duydukça.. Üşüyorum.. Kaçmak isterken saplanıyor güller.. Ölmüyorum.. Fısıltılar yabancılaşıyor, ılık.. Işıkların arasından çıkmış olman gerek.. Göremiyorum.. Fısıltılar ılıklaşıyor.. Fısıldıyorum..
Artık boğuluyorum.. Bütün sıfatının arkasından gelecek her kelime belirsiz bir öncekine göre.. Kaos, düzensizlik, dağınık, paramparça düşünceler... düzenim oldular. Artık tanıyamıyorum kendimi.. Çevremdekilerden bulamıyorum çıkartamıyorum.. Maskeler gibi düşünceler de.. Çıkaramıyorum kafamdan.. Çığlıklarım artık kimseye bir şey ifade etmiyor.. Anlıyorsun belki.. Belki çok geç..
İsteklerim ruhumu satmaktan farksız.. Şeytan bile reddediyor artık.. Savaşın çığlıklarının ardından çöken sis.. Sükunet.. Huzur.. Parçalanmış kollarıma hiçbir şey ifade etmiyor artık.. ya da olmayan bacaklarıma.. Fısıldayan rüzgar.. Ay gibi karanlık her şeyin gerçek yüzü..
Susmuyor bir türlü işte. Susmuyor rüzgar. Duymak istemediğim herşey kazındı yine beynime. Olmayan gözlerim doluyor duydukça.. Üşüyorum.. Kaçmak isterken saplanıyor güller.. Ölmüyorum.. Fısıltılar yabancılaşıyor, ılık.. Işıkların arasından çıkmış olman gerek.. Göremiyorum.. Fısıltılar ılıklaşıyor.. Fısıldıyorum..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)